Türk-Ermeni
dostluğunun tarihte eşi yoktu
Mahmut
Çebi
Hrant Dink 2007 yılında
katledilmeden iki ay önce Pen Awards ödülünü almak içinde geldiği Hollanda’da
Zaman Avrupa’ya verdiği ve manşetten yayınlanan demeci özetle şöyleydi:
“Ermeni sorununda tek çözüm
görürüm. O da Türklerin ve Ermenilerin birlikte konuşmalarını ve diyaloğunu
sağlamaktır. Uluslararası arenada veya bağımsız hukukçular ve tarihçiler ile bu
sorunun çözüleceğine inanmıyorum. Birbirine benzeyen bu iki halk bence bu
sorunları beraber çözme başarısını gösterirler. Geçmişte bu iki halkın beraber
yaşamının yok edilmesinde, Avrupa çok büyük rol oynadı. Şimdi eğer bu
Avrupalılar iyilik yapmak istiyorlar ise, hatalarını telafi etmek istiyorlar
ise bu iki halkı yeniden birbiri ile kaynaştıracak çalışmalar için çaba
göstermesi lazımdır. Gerginlik oluşturmak için değil.”
Türk-Ermeni birlikteliğinin tarihine baktığımızda, söz konusu ortak yaşamın bir örneğini bulmak imkansızdı. Dini ve dili farklı iki halkın arasındaki bu karşılıklı güven duygusu o denli gelişmişti ki, yüz yılı bulan ayrılığa rağmen Türk ve Ermeni kültürünü birbirinden ayırt etmek hala çok zordur.
Bu kültür, siyasi ve idari alandan sanatın her koluna,
spora, mutfağa kadar bir çok alanda Türklerin ve Ermenilerin ortak inşasıdır.
Ermenileri Osmanlı tarihinden çıkarsanız siyasetinden bürokrasisine, biliminden
sanatın her dalına kadar bir boşluk oluşur. Ortada ayırılamayacak bir
birliktelik söz konusudur.
Türk mimarlarının Ermeni kiliselerini, Ermeni mimarlarının
Müslüman camilerini inşa ettiğini görmenin gayet normal olduğu Osmanlı
zamanında, kiliselerde yapılan düğün törenlerine katılarak evlenen çiftler için
Hıristiyanlarla birlikte ‘Amin’ diyen Müslümanları da, bayram günleri camiye
giderek Müslüman arkadaşlarını tebrik eden Ermenileri de görmek mümkündü. Kazım
Karabekir anılarında hacca giden bir Türkün evini-barkını bir Ermeni’ye emanet
ettiği gibi, yerinden uzaklaşan bir Ermeni'nin de varını yoğunu bir Türk’e
bıraktığını yazıyor.
Birbirine bu kadar benzeyen bu iki halk on yıllardır
birlikte oturup konuşup anlaşmak yerine batılı ülkelerin ahlaki bir zemine
oturmayan, çifte standart kokulu itme ve çekmeleriyle ortak bir zeminde buluşmaya
çalışıyor. Şu ana kadar dostluk adına alınmış bir mesafe olmadığı gibi, bu
gerginlikler ne yazık problemi daha da büyütüyor.
Türkiye’nin artık inisiyatif alıp elini taşın altına koyması
şart. Ermeni Tehciri bu toprakların yani bizim sorunumuzsa bu acıyla yüzleşmeyi
öğrenmemiz gerekiyor. 2016 Nisan ayında Meclis’te bu konuya dair Garo
Paylan’ın başlattığı seviyeli bir tartışma yaşandı. Örnek alınabilir. En sağlam
belgeler Osmanlı arşivlerinde olduğuna göre kurulması istenen tarihçiler
komisyonunu Anadolu’da yaşayan Türkler ve Ermeniler birlikte kurabilirler. Bu kurulun anlaştığı hususlar metin haline
getirilip Almanya ile Polonya arasında yapıldığı gibi ders kitaplarına aktarılıp
gençlerin sorunu bilinçlice öğrenmesi sağlanabilir. Bu ortak bir söylem ve
bakış açısını geliştirecektir.
Bunu başarabilir miyiz? Bir Ermeni’nin kaleme aldığı
aşağıdaki metinde anlaşabilirsek bence rahat başarabiliriz:
“1915’te bu
topraklarda Ermeniler, vatandaşı oldukları devlet, onu yönetenler ve komşuları
olan insanlar tarafından öldürüldü. Stop. Tek suçları etnik ve dini
kimlikleriydi. Stop. Bu büyük bir insanlık suçuydu. Stop. Bu suçu mahkûm
ediyoruz. Stop. Tekrarlanmaması ve gelecekte bir arada barış içinde
yaşayabilmek için üzerimize düşenleri yapma sözü veriyoruz. Stop. Bundan böyle,
cinayetlerin faillerini değil, kurbanları ve onları kurtarmaya çalışan
atalarımızın anısını yücelteceğiz. Full stop.”
Yorumlar
Yorum Gönder