Lütfen, size, Türkiye’yi şikayet edebilir miyim?
Lütfen, size,
Türkiye’yi şikayet edebilir miyim?
Mahmut Çebi
Şimdi şöyle bir
sahne hayal edin. Türkiye’nin cumhurbaşkanı veya başbakanı değil, İstanbul’un
valisi Almanya’ya gelmiş. Berlin’de Bild
gazetesini ziyaret ediyor. Bild gazetesinin Yayın Yönetmeni Kai Diekmann heyetin
önünde valinin yanına oturup, ellerini de bacaklarının arasına kıstırıp ona
Almanya’nın siyasetini, adaletini, NSU’yu, ayrımcılığı, yükselen ırkçılığı ve
buna kol kanat gerenleri, etnik yapılar üzerindeki gizli politikaları ve sayın Başbakan
Merkel’in acımasız tutumunu şikayet ediyor. Adeta bir yardımcı gibi, validen
bir medet umuyor.
Böyle bir sahne
mümkün olabilir mi? Bunu bırakın Diekmann’ı, Almanya’nın en kıytırık
gazetesinin yayın yönetmeni yapar mı? Bırakın yapmayı, aklından bile geçer mi?
Mümkünü yok değil
mi?
Bence de yok. Ben
bugüne kadar ülkesini ne Almanya’da, ne de Türkiye’de bir Türk yetkiliye
şikayet eden tek bir Alman görmedim. Tersi ise istemediğin kadar. Örnek için
bizzat şahit olduğum bir olayı anlatacağım.
14 Kasım 2009 tarihinde Almanya’nın Hessen
eyaleti Başbakanı Roland Koch Türk gazetecilerle birlikte Türkiye gezisi
yapıyordu. O gün sabah önce Zaman’ı gezdik. Orda yayın ekibiyle sayın Başbakan
bir toplantı yaptı. Almanya-Türkiye ilişkilerinin irdelendiği, AB sürecinin
tartışmaya açıldığı ve Almanya’daki Türklerin durumunun tartışıldığı göz göze
bir toplantı yapıldı. Sayın Koch hem tartışmalardan hoşlandı hem de genç ekibin
konulara vakıflığından oldukça etkilendi.
Oradan Hürriyet’e
geçtik. Giriş katındaki kabul yerinde heyeti önce Oktay Ekşi karşıladı, bir
süre sonra ise Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök geldi. Özkök heyetle hızlı bir
selamlaşmadan sonra sayın Koch’un yanındaki koltuğa oturarak konuşmaya başladı.
Türkiye’nin en güçlü gazetesi iddiasını seslendiren Hürriyet’in Yayın Yönetmeni
Özkök, sanki Türkiye’yi denetlemeye gelmiş bir insan hakları temsilcisini
bulmuş gibi ha bire Türkiye’yi sayın Koch’a şikayet ediyordu.
Çoğunuzun
malumudur. Almanya’daki etnik ve mezhebi damarına sol taraftan su verilmiş
bütün Türkiyeli vatandaşlarımızın (ben onlara fişfişlemeci adını taktım) ortak
özelliği kendi vatandaşını ve Türkiye’yi şikayet etmektir. Bu ne yazık ki
Türkiye’den buraya konferans vs. vermeye gelen solcu, ateist vb.
entelektüellerin de ortak özelliğidir. Bunlar
belediye başkanı, üniversite rektörü veya bir parti milletvekili de olabilmektedir…
Sayın Koch’un o
yüzden bu duruma alışkın olduğunu tahmin etmeme rağmen, herhalde o da bu kadar
üst düzeydekiyle karşılaşacağını tahmin edememiş olacaktı ki, biraz şaşkın yüz
ifadesiyle “Bu konularda ben ne yapabilirim ki?” dercesine Özkök’ü dinliyordu.
Özkök, birikmiş
gazlarını kaçırdıktan sonra biraz sakinleşti. Çevresini taradı. Yaptığının
aşırıya kaçtığını veya bu işi yaparken orada olmaması gereken kişilerin var
olduğunu anladığı için, daha özel görüşmeler için üst kata çıkarken bana
“bunları yazmayın” ricasında bulundu.
O zaman yazmadım.
Hala da detayını yazmıyorum. Tahminde zorlanmayacağınız için bu itici tabloyu
detaylandırmaya gerek de yok. Fakat bu durumun sonrasında ilginç gelişmeler
yaşandı.
Görüşme 14 Kasım
2009’da olmuştu. 1,5 ay sonra 30 Aralık 2009’da Ertuğrul Özkök Hürriyet’in
yayın yönetmenliğinden ayrıldı.
Ondan 5 ay sonra
da 26 Mayıs 2010’da Roland Koch Hessen Eyaleti Başbakanlığından istifa etti.
Siyasi hayatını bitirdiğini ve bundan sonra ekonomi sahasında çalışacağını
açıkladı.
Canlı şahit olduğum
o görüşme benim açımdan Özkök’ün bir dibe vuruş vaziyetiydi. Belki o anki ruh
hali Özkök’e bunu yaptırdı veya zaten her zaman öyleydi ama bunu biz
bilmiyorduk. Açık hal bardağı taşıran son damlalardan biri olmuş olabilir.
Sayın Koch
açısından ise bu görüşmenin istifasında etkisinin olması çok zayıf bir ihtimal.
Zannetmiyorum ama şu ihtimal de hiç aklımdan çıkmıyor. Biliyorsunuz Sayın Koch
ülkesini seven milliyetçi bir insandır. Bu sahne onda mide bulantısı meydana
getirip “Bu kadarı da olmaz ki” dedirtip, onun bardağını taşıran damlalardan
biri olmuş olabilir.
Sayın Roland Koch
şimdilerde ekonomi sahasındaki başarılı çalışmalarıyla epeyce kendini
toparlamış görünüyor. ‘Siyaset için bir hamle daha yapma şansını’ kimbilir,
belki Merkel sonrası için kullanabilir.
Ertuğrul Özkök ise
o gün sonrasında “şaşkın ördek kıçtan dalarmış” misali “ich bin schwul” başlıklı
yazılara imza atmaya devam ediyor. Bizde 40’dan sonra azan için iyi şeyler
söylenmez. 65’den sonra azan için ne denir sorusu ise cevabını herhalde
Ertuğrul Özkök ile bulacak. Özkök, hitap ettiği halkın kültürüne tamamen zıt,
hatta o kültürü ifsat edici makaleleri ve darbecileri savunup, hakimleri tehdit
eden yazılarıyla dibe vurmaya ve Hürriyet’i de kendisiyle birlikte aşağıya
çekmeye devam ediyor.
Nereye kadar? Kendi
düşen ağlamazmış. Kıç üstü oturuncaya kadar devam edebilirler.
Yorumlar
Yorum Gönder