Süreç 2000 öncesinde planlandı.
Süreç 2000 öncesinde planlandı.
Tayyip Erdoğan’ın Hocaefendi’yi ziyareti
sonrası ayrılırken asansörde bizim arkadaşımızı farketmeden söylediği “Bu hoca
bizi uğraştıracağa benziyor” sözü bir işaret fişeği.
Hocaefendi’nin ABD’ye gidişi 28 Şubat’ın
ikinci devresini başlangıcı. Bununla hedeflenen beyin ile vücudu birbirinden
ayırıp hem cemaati daha kontrol edebilir hale getirmek, hem gidiş gelişleri
belirli hale getirip önemli isimleri tespit etmek, hem de mümkün oldukça
yönlendirme yapmayı başarabilmekti. Ben belli bir başarıyı temin ettiklerini
zannediyorum.
Ergenekon ve Balyoz süreçleri cemaati
siyasi bir aktör haline getirme, siyasallaştırma ve “çok güçlüsün”
havasına sokma ve bu arada isim tespiti, fişleme
yapmak için ya kurgulandı yada o şekilde kullanıldı.
Merhum M. Ali Birand’ın 2010’daki yazısı
bunu ifade eden bariz bir örnek. Cemaati seven ve tavsiye eden bir kişi
olduğuna bakılırsa, ölümünde bunun izleri aranabilir.
Hedeflenen siyasetin bir argümanı haline
getirmek ve siyasallaştırmaktı. Gazetenin ve televizyonun yayınları Ergenekon
süreci boyunca cemaati bu yanlış noktaya hem itti hem de orada tuttu. Farkında
olmadan kalıcı hale getirdi ve sahiplenilmesine vesile oldu. Bugün cemaate
yapılan tüm ithamların kaynağı, zulme dönüşen hukuksuz uygulamaların da
gerekçesi oldu.
Şu andaki yayınlarda aynı yayıncılık yanlışı
bu sefer tersinden yapılıyor. Savunma amacıyla yapılan sert üsluplu yayınlar,
hem karşı taraftan hem de izleyiciler tarafından saldırı olarak algılanıyor, bu
da yapılan ve yapılacak olan saldırıların bahanesi olarak kamuoyuna sunuluyor
ve ne yazık ki kabul görüyor.
Bu yayınlar AKP iktidarına olan nefreti
artırsa da bize sempati olarak dönmüyor, aksine bizi daha da yalnızlaştırıyor.
Bizi ürkütücü hale getiriyor. AKP ile yaptığımız kavga, kazansak da
kaybedeceğimiz bir mücadeleye dönüşmüş durumda.
Oyunu kurgulayanların ana hedefi hem
islamın hem de müslümanların itibarını zayıflatmak olduğu için bizim AKP’ye
vuracağımız her güçlü darbe onları üzmek yerine memnun ediyor. AKP’nin
kuruluşunda verilen sözlerden biri olan “İslamın yeniden yorumlanmasına
yardımcı olmak” gözönünde bulundurulursa bu mücadelenin her yönüyle oyunu
kurgulayanların ekmeğine yağ sürdüğü rahat görülmektedir.
Cemaat adeta tüm hücrelerine kadar AKP’ye
kilitlenmiş durumdadır. Bu çok yanlış bir pozisyondur. Cemaati siyasi bir aktör
haline getirmek isteyenlerin arzuladığı bir pozisyondur. Bu zulmün asıl aktörü
AKP değildir. O çok iyi bir maşadır. Bir çok müslümanı da maşa haline
getirmenin aracıdır. Onu yenmemiz halinde oyun bitmeyecek, onu maşa olarak
kullananlarla karşı karşıya gelinecektir. Onlar kimdir? 28 Şubat’ı yapanlar bir
yere gitmediler. Yerlerini koruyorlar, hatta bu süreçte hem imaj hem imkan hem
de güç olarak tazelenip yenilendiler. Şu an halkın gözünde neredeyse tekrar
kurtarıcı haline geldiler.
Tıpkı Suriye’de olduğu gibi savaş ne kadar
uzarsa bu Arap Hazanını kurgulayanların lehine olduğu, onların arzu ettiği şey
olduğu için, Suriye’nin bir başka açıdan benzeri olan bu süreci kolay kolay
bitirmeyeceklerdir. Bu iktidar onlara istedikleri şeyleri tereyağından kıl çekme
kolaylığında ikram etmektedir. Bundan vazgeçmeyecekleri aşikardır.
Ne yapılabilir?
Türkiye’ye 30 Mart seçimleri için yaptığım
ziyaret esnasındaki görüşmelerimde ve sonrasında Avrupa’da yaptığım
görüşmelerin hepsinde gazete ve televizyonun yayınlarından memnun olan, bu
şekil devam etmesini isteyen tek cemaat mensubuna rastlamadım. Kendi tabanımız
yayınları sert, ayrıştırıcı ve yıkıcı buluyor. Yazılanların doğru olduğu ifade
ediliyor ama doğrunun bu şekilde söylenmesi doğru bulunmuyor?
Bu konuda 7 aydan beri yaptığım teklifi
yenilemek istiyorum. Acilen 81 ilde bir anket yapılmalı. Her ilden “lafını düz
ve çekinmeden söyleyen, güzelleme yapmayan, görüşleri sağlıklı bulunan, dış
çevre ile irtibatlı 4 abi 4 de abla esnaf, bürokrat vs. olabilir 8 kişi ile
görüşülmeli. Cevabı aranan sorular bu ankette sorulmalı. Bu anketler İstanbul’da
analiz edilip ilgililer haricinde kimseye açıklanmadan müzakereye alınmalı ve
buradan çıkan sonuçlara göre yayın politikası yeniden dizayn edilmeli.
Hükümet zulm eden, biz mazlum pozisyonunda
olmamıza rağmen, bizim yaptığım yayın hataları, hükümetin yaptığı başarılı algı
operasyonları sayesinde kamuoyu durumu tam tersine algılamaktadır.
Yayınların mağdurlara fayda mı sağladığı,
zarar mı verdiği sorusunun tahlil edilmesi gerekmektedir. Benim kanaatim
“onlara yapılan suçlamaları güçlendirdiği için” zarar verdiği yönündedir.
Mesela Hidayet Bey mazlumiyeti çok açıktı.
Ama bunun için adeta bir furyaya dönüştürdüğümüz yurtdışından görüş alma
meselesi yüzünden bu mazlumiyet de gölgelenmiş bulunmaktadır. Daha önce bizim
çok ağır eleştirdiğimiz bu tavrı şimdi biz sergilemekteyiz. Bu konuda
yurtiçinde bütün hukuk yolları bitirilmeden dışarıya açılınmaması daha uygun
olurdu zannediyorum. Görüştüğüm herkes “niçin ülkenize karşı dışarıyla
işbirliği yapıyorsunuz” sorusunu soruyor. “İçeride hukuki olarak yapacağımız
bir şey kalmadığı için bunu yapmak zorunda kaldık.” cevabı ise ne yazık ki kimseyi
tatmin etmiyor.
Stratejinin masumiyet, mazlumiyet ve halkı
kazanma üzerine kurgulanması gerekmektedir. Şu an yaptığımız yayınlar hem
masumiyetimize zarar veriyor, hem mazlumiyet pozisyonumuzu kaybettiriyor hem de
halkı karşımıza almamıza sebep oluyor.
Hidayet bey konusunda ajitasyon ve şova
dönüşen yayınlar yapmak yerine Hekimoğlu İsmail örneğinde olduğu gibi yayınlar
yapılsaydı, bu tabii ki diğerleri için de geçerli, insanların gönlüne hitap
edilmesi, onların duygularının harekete geçirilmesi mümkün olabilirdi. Hidayet
bey, 1 yıl Silivri’de kalsa ne olur? Niçin bir an önce çıkarmaya çalışıyoruz?
Tutuklulara fayda yerine zarar veren
dışarıdan görüş alma işinin acilen bitirilmesi gerekmektedir.
Gazete ve televizyon haberleriyle tamamen
bu konuya kilitlenmiş bir görüntü vermektedir. Bu görüntünün sürdürülmesi
mümkün değildir. Hem gazete ve televizyon çalışanlarını yormakta, hem de
okurlara giderek daha antipatik gelmektedir.
Yeni süreçte hedeflenen en sinsi amaçlardan biri tabanda şia ve
harici gibi bir kamplaşma meydana getirmektir. AKP cenahı bilerek veya
bilmeyerek bunun için her türlü şeytanlaştırmayı yapmaktan geri durmamaktadır.
Bizim de aynı üslübu kullanmamız oyunu kurgulayanların ekmeğine yağ
sürmektedir. “Sövene elsiz, dövene dilsiz” üslübu acilen yürürlüğe
konulmalıdır. Eğer tabanda böyle bir ayrışma meydana gelirse Tayyip gitse bile
bu kavganın artarak devam etmesine sebep olacaktır. Dönüşü olmayan yola
girilmemesi tamamen bizim fedakarlığımıza bağlıdır.
Bize yapılan saldırılara cevap verelim. Ama
bu bütün gazete ve televizyonu kullanmak şeklinde olmasın. Çok olağanüstü bir
durum değilse, bize yapılan suçlamalara üçüncü sayfadan “İthamlara cevaplar”
başlığı altında bir köşe yazısı formatında kısa ve öz halkın anlayacağı dilde
cevap verilebilir. Bu cevapları farklı kişiler yazabilir. Köşe Zaman adıyla
çıkabilir. Aynı şekilde STV’de de her akşam belli bir saatte yapılacak bir
programda bir sunucu (Kemal Gülen’in esprili üslübu uygun görünüyor) bu
metinleri televizyon diline dönüştürüp okuyabilir. Bunlar haricinde cemaat
konusunda yazı yazılması ve program yapılması yasaklanmalıdır. Aşırı yükleme
hem anlatıcı hem dinleyici de abandone hali oluşturmaktadır.
Hamle üstünlüğü tamamen iktidarın
elindedir. Bizim hamle üstünlüğü elde etmemiz için beklenmeyen bir şey yapmamız
gerekmektedir. Geri adım algılanmayacak bir hamle…
Ne olabilir? Benim aklıma gelen şu:
Hidayet bey tutuklu. O bu halimde vazifemi
devam ettiremiyorum deyip istifa eder. “Arkadaşlar kendi aralarında demokratik
usülle benim yerime yeni bir kişi seçebilirler” der. İsteyenlerin aday olacağı,
çalışanların da oy verip seçeceği bir kişi onun yerine yeni müdür olabilir.
Yeni kişi de yeni (daha sakin, daha hakkaniyetli, kimseyi düşmanlaştırmayan,
kim yaparsa yapsan doğruya doğru, yanlışa yanlış diyen) bir yayın politikasını
uygulamaya koyduğunu kamuoyuna açıklar. Yapılacak anketten çıkarılacak sonuçlar
bu politikanın uygulanmasında belirleyici olabilir.
Zaman’da da farklı bir rüzgar esmesi için
Ekrem Dumanlı bey de “Bu süreç beni çok yıprattı, bu kadar antidemokratik bir
ortamda gazetecilik yapmak beni mesleğimden soğuttu, gazeteme faydalı
olamadığımı düşünüyorum, bir süre sadece yazarlık yapıp, dinlenmek ve kendimi
toparlamak, bu zor mücadeleyi genç gazeteci arkadaşlarıma devretmek istiyorum”
diyerek istifa edebilir. Aynı şekilde Zaman’da demokratik usulle yeni bir yayın
yönetmeni seçilip bu kişi de yeni bir yayın politikasını uygulamaya koyabilir.
Televizyonda Muhterem Hocaefendi’nin
sohbetlerinin fayda hususiyeti de yapılacak ankette sorulmalı ve ona göre yeni
bir dizayna gidilmelidir.
Yezid, süfyan, deccal benzetmeleri hiç
fayda sağlamadığı gibi, çok zarara, kalıcı nefrete, karşı hakarete ve konuşma
ortamının kirlenmesine sebep olmaktadır. Onlar yapsa bile bizim yapmamamız
gerekmektedir.
Bu noktada bilhassa Sosyal Medya keçi
boynuzu gibi tablo sergilemektedir. Bir gram faydaya karşılık bir batman zarara
sebep olmaktadır. Sosyal medya cemaatin adeta bilinçli olarak itiklendiği bir
mecraya dönüşmüş bulunmaktadır. Kontrolün imkansız hale geldiği, kimin ne
yaptığının belli olmadığı, iyiliklerin görünmediği, kötülüklerin ise bir anda
dillere düştüğü, cemaatin karalanmasına vesile olduğu bir mecra görünümündedir.
Cemaat Sosyal Medya’da temsilcilerini tayin etmeli. Bunlar haricinde kalanlara
mümkünse hesabını kapattırmalı, kapatmıyorsa “cemaatle alakası yoktur” kaydı
koyup bu kişilerin görüşlerini sahiplenmemelidir.
İstihbarat oyunlarının parçası haline
gelmek, ilişkilendirilmiş duruma düşmek bize hem şimdi zarar vermekte, üstümüze
kalması halinde ileride daha da büyük zararlar verme mahiyeti arzetmektedir.
Yurtdışında hızlı bir şekilde yerel dilde
yayınlara geçmek çok önemlidir. Yayının cemaat yayını şekilden mi, yoksa Bugün
gazetesinde olduğu gibi özel bir girişimci statüsünde olması mı daha iyidir
sorusu tartışılmalıdır. Ben ikincisinin daha herkese açık, kucaklayıcı gelecek
vaadedici olduğunu düşünüyorum.
Cemaatin HABERLE İŞTİGAL EDEN bir yayını,
ajansı, televizyon kanalı olmalı mı, olmamalı mı sorusu çok önemli bir sorudur.
Ben bu aşamadan sonra habercilik yapmanın
cemaate fayda yerine zarar vermeye başladığını düşünüyorum. Herkesi
kucaklayacak bir habercilik mümkün ise buna devam edilmeli, değilse bir an önce
özelleştirilmelidir.
Mahmut Çebi
Yorumlar
Yorum Gönder