Terör karşısında Müslümanlar tavrını açıkça ortaya koymalı
Terör karşısında Müslümanlar
tavrını açıkça ortaya koymalı
Mahmut Çebi
Batı dünyasında Müslümanlar yüzyıllar
boyunca kaba, sert ve acımasız olarak tanıtıldı. Hala da öyle tanıtılıyor. Ki
Papa Benedikt bile bu tavrı sergilemişti.
Günümüzde bir kaç insaflı siyasetçi ve
gazeteci haricinde neredeyse tüm Batılı medya Müslümanlara terörü yamama
gayreti içinde inanılmaz çoklukta ve sıklıkta haber yapıyor. Bu yamama gayretinin
netice vermeyeceği kesindir. Ama yine de tüm müslümanların atılan bu çamurun en
küçük bir iz bırakmaması için terör karşısında net bir şekilde tavrını ortaya
koyması gerekiyor.
Bu noktada “ama”lı, “öyle fakat zulme bir
de bu açıdan baktığımızda” türünden cümle kurmadan, Yahudi, Hristiyan, başka
bir din mensubu veya ateist olsun herhangi bir masum insana yönelecek her
terörist saldırıya veya söyleme engel olunmalı. Her müslüman tüm insanlığa
musallat olma potansiyeli taşıyan teröre ve terörün her türlüsüne yüzde 100
değil, yüzde 500 karşı çıkmalı.
Terörü müslüman harici başka din mensubu
veya ateist kitleden birileri ve müslümanlara karşı yapıyor olabilir. Bu
müslümanların aynı şeyi yapmasını hiçbir şekilde gerektirmez. İslam’ın masumların öldürülmesine veya bir
suçun cezasının başka bir kişiye ödettirilmesine cevaz veren tek bir hükmü
yoktur. Zalimin zulüm yapması, Müslümanın yapacağı zulmü haklı çıkarmaz. Çünkü
Ömer Muhtar’ın meşhur sözünde çok veciz bir şekilde ifade edildiği gibi “onlar
bizim hocamız değil”dir.
Terörist müslüman, müslüman da terörist
olamaz. Ama buna rağmen Müslüman olduğunu iddia eden kişiler tarafından cinayet
işlenebilir. Öldürülen kişi imansız veya din düşmanı da olabilir. Bu durumda asla
“iyi oldu” deyip tasvip yoluna bile gidilemez. Zulme vicdanen onay verilemez.
Böylesi bir durumda yaşadığımız ülke bizim ülkemiz olsa da olmasa da,
Almanya’da yaşıyor olsak da olmasak da, cinayetlerle ilgili her türlü bilgi ve
malumatın yetkili mercilerle paylaşılması gerekir. Bu tür cinayetlerle olduğu
gibi yine bu tür cinayetlere sebep olabilecek yapılanmalarla ilgili
malumatların da emniyet birimleri ile paylaşılması bir vatandaşlık görevi
olarak görülmelidir.
Ki bu cinayetler yapan kim olursa olsun
yanına kalmamalı, müslümanların üzerine yıkılmak istenen terör fitnesinin
cereyan alanı daraltılması ve müminlerin karalanmasına göz yumulmamalı. Bu
yapılmalı ki, kendini müslüman olarak tanıtan marjinal radikal gruplar ile
müslüman kitle birbirinden net çizgilerle ayırdedilebilsin.
Almanya şu an İçişleri Bakanlığının her
türlü aşırılığa ve teröre karşı açması gereken ve müslüman teşkilatların da
açık bir şekilde destek vermesi gereken bir kampanyayı, sadece müslümanlara
yönelen çok “nazikaba” bir üslupla (son duruma göre her iki tarafın hatalarıyla)
resmen çamura saplanmış görünüyor.
Bence Müslüman teşkilatlar bu aşamadan sonra
bakanlıkla işbirliği yapmanın haricinde, bizzat kendileri aşırılığa ve teröre
karşı inisiyatif almalı. Hem naziler, hem aşırı sağ ve solcular, hem radikal
İslamcılar ve de özellikle de selefiler, İslami teşkilatların gözlemi altına
girmeli. Bakanlıkla işbirliğinden daha çok, yerel düzeyde emniyet teşkilatları
ile sıkı ve karşılıklı bir işbirliğine gidilmeli. Emniyetteki muhataplarla hem
cami veya teşkilat sorumlusu yüzyüze tanışmalı, onlar ziyaret edilmeli ve camiye
davet edilmeli. Müslüman emniyet görevlisi varsa onu camiyle irtibatlı hale
getirmeli. Bunun hiçbir mahzuru olmayacağı gibi bu ziyaretler berekete, emniyete
ve özetle hayra sebep olabilir. Yunus’un “Gelin tanış olalım, işi kolay
kılalım, sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz” sözünü Almanlar da
öğrenmiş olur.
Ve gerçekten camilerde bu tür konulara
teşvik eden kişiler varsa, bunlar MÜSLÜMAN BİLE OLSA ihbar edilmeli. Bir NSU’lu
cani elindeki ateşle bir evi yakarken, müslüman görünümlü caniler ise tüm
müslüman toplumu ateşe atmakta ve zan altında bırakmaktadır.
Teröre karşı tavrımızı net koyalım,
çocuklarımızı kurda kuşa yem yapmayalım.
Yorumlar
Yorum Gönder